Apr 24, 2010

we luv web-cam

teknoloji çok güzel bir şey.
hatta kendisine "Osman" demek istiyorum.
bayılıyorum Osman'a.
Osmansız nasıl yaşardım bilemiyorum.
Osman sayesinde sevdiklerime kavuşuyorum.
Osman saolsun, bir tıklamayla saatlerce konuşup kıkırdayabiliyoruz.



PS: aşağıdaki fotoğrafa bakıp bakıp aşık oluyorum..

teşekkürler Osman.
sen olmasan bu kadar doğal ve acayip fotoğrafları nasıl çekerdim bilmiyorum.
beni güldürüyorsun Osman.

Apr 18, 2010

biraz kızıp çıkıcam.

sevgili arkadaşlarım,yoldaşlarım,dostlarım,okuyucu vs..
muzdaribim bazı konularda of offfff!
gelen bahar ayları gevşer gönül yayları olayların akışını tabii ki değiştiriyor.
bir de ister istemez başımıza gelen insanların sıklaşması da bazen bu aylara rastlamıyor değil.
o değil de, birisini beğenmeye göreyim ya da hoşmuş falan diye yorum yapmaya göreyim.
bir anda çevresindeki herkesi tanıdığımı fark ediyorum.
resmen çevreleme politikası gibi.
ULAN!yüzlerce arkadaşını biliyor çıkıyorum,bazısı yakınen bazısı uzaktan tanıdıklarım oluyor, bazısı ise dıdısının dıdısı oluyor ama tanıyor oluyorum işte!
bir de çocuk hakkında yüzlerce bilgi birikimini de sağlamış oluyorum bu yolla, fakat gelin görün ki tek insan kalıyor muhabbet kurmak için aylarca beklemem gereken o da tabii ki tahmin edebileceğiniz gibi başroldeki şahsiyet oluyor! tamam artık gelişen sosyal ağlar sayesinde herkes herkesten haberdar olmuş durumda, yani hayatınız boyunca hiç görmediğiniz bir insan hakkında otomatik olarak çok şey biliyormuş konumuna çok rahatlıkla erişebiliyorsunuz, kim kiminle nerede bilebiliyorsunuz falan;fakat benim durum daha da vahim oluyor. örneğin üniversitede beğendiğim çocuk ufak bir araştırma sayesinde taa lisedeki yakın arkadaşımın babasının tayini sonucunda taşındıklarında gittiği liseden edindiği yakın arkadaşının bana da mektuplarında bahsettiği büyük platonik aşkı çıkabiliyor!ULAN!
yani herkes tanıdık çıkmasın. zaten yeterince birbirimize bağlı çıkıveriyoruz :üniversitede edindiğim dostumun yuvadan arkadaşım çıkması.. bir de beğendiğim çocukların her yerden tanıdık çıkmalarına rağmen benimle tanışık olamamaları ha bir de bu durumdan tahminimce farkında dahi olmamaları anca tanıştıktan sonra ben anlatırsam bu duruma aymaları.
OF!yani ben seni tanıyorum sen de onu tanıyorsun o zaman bizi de tanıştırsana be hacı hadi be ama gibi muhabbetleri sevmediğim için de tanışma anını kendi imkanlarımla yaratmaya çalışarak zamanı uzatıyorum, karnıma ağrılar giriyor oh ne ala memleket!
bahar ayları, belanız olurum ULAN!
tanıdıklarınızı da alın gidin burdan.hadi görmicem sizi burda.topunuzu keserim haa!
ya da son çare çocuğumu köpüklerim ULAN!

yaparım bilirsin.

bugünlerde burda hayat yine normale döndü dugucum zira ödevdi sunumdu falan bildiğin gibi odamızda oturup makaleler arasında kafa patlatıyoruz.
bunların dışında ise bendeniz dün biricik sınıf arkadaşlarımla beraber göksu parkı'na kahvaltı yapmaya gittim.evet,ankara'da olup da sıcacık güneşin altında suyun üstünde kahvaltı yapmak!OHA!dedittirdi. nasıl denmesin ama! gerçekten çok ekstrem bir deneyim oldu bizim adımıza. pek huzurlandık. sonrasında da seymenler parkına gidip dans arkadaşlarımızla buluştuk ve twister oynadık. oo yee meeenn! ankara'da aktiviteler artıyor haberiniz olsun (:
bir de yaptığım şehiriçi yolculuklar sırasında iki gün içinde 3 kişi gördüm ki kulaklarıklarını ters takmışlardı. hiç mi bakmıyorsunuz ama R ve L harflerine? acaba dedim öyle bir olayın hiç farkında olmadılar mı yoksa o sırada üşendiler mi bakıp takmaya falan?
sonrasında otobüsümüzdeki apaçiler!birtanesinin kolunda kartal kanatlarına sahip bir çıplak kadın dövmesi vardı ki aklımız gitti.
* bu arada merve'de dövme yaptırdı, en sonunda!
galip hoca dedi ki; haftaya seçme yapacağım, ay çok fena! 1 buçuk senedir her zaman söyledi ama yapmadı acaba bu sene yapacak mı? bu sorunun cevabını hep beraber göreceğiz ilerdeki günlerde.
hımmm,dün aysu'nun daha önce yazdığı cipslerin hepsinden alıp denedik.hiçbirini de sevmedik ciddi anlamda.ben bir tek zeytinliye bir derece daha çok puan verdim o kadar. üzgünüm doritos !
bir de nesquik yeni bir cornflakes çıkardı. hep beyaz hem de sütlü çikolata yuvarlakları var!çilekli süt eşliğinde yenince daha da bir güzel oluyor benden söylemesi.
sonra bol bol ingrid michaelson bir de ellie goulding dinliyorum, ah ingilizler!
sizi de özledim.
bir de bir sabah kafamda kenan doğulu'dan yaparım bilirsin isimli parça ile uyandım.
ahahah.
deliyim gözü kara deliyim.
yakayım romayı da yakarım ben.
bulurum seni yine bulurum.
olurum yine senin olurum.
YAPARIM BİLİRSİN!

Apr 6, 2010

spic

GO-Dugu-GO! Dugu-Go-London! London-Go-Dugu!
^_^

nihah sen Londra turuna başlamışken ve dolayısıyla blogumuzla ilgilenemezken, ben memlekette keşfettiğim yine yeni yeniden bir lezzetle ve sadece sen mağrur gurbetçimiz Dugu için bu postu yazmaktayım. Sen bunu okurken ise ben muhtemelen tüm paketi bitirmiş olacağım. çünkü bu çok kıtır pek çıtır böyle tam senin sevdiğin şeylerden bi şey. şöyle ki, doritos bi yarışma yapmış ve insanlardan gelen 3 adet farklı lezzet önerisini piyasaya sürmüş; haydari, zeytin-kekik ve gavurdağı (bu ne menem bişiy hiç bilmiyorum) olmak üzere 3 yeni tat raflarda.

ben bugün gördüm markette ve muhtemelen normalde de cipsle yoğurt sevdiğimden mütevellit haydariliye gitti elim. pek çok beğendim kendisini, aferin koçlarıma güzel yapmışlar. sırada zeytin-kekik var ama o gavurdağlı ne idüğü baya belirsiz geldi bana, sıra ona hiç gelecek mi bilmem. umarım sen dönene kadar raflardan kaldırmazlar da birlikte deneriz, critosu ketçaba banarak yiyişini özlediğim!

böyle haberler istiyorum dedin ben de piyasa araştırmasına vurdum kendimi, büyükşehir belediyesi çalışıyor gördüğün gibi. artık oylarınızı esirgemezsiniz :blink blink:

postuma son verirken pembe yanaklarını sıkmayı bir borç bilirim.

Apr 4, 2010

OH YES!


LONDRA'ya gittim, gelicem!


candy.





heath ledger ve abbie cornish'in biraraya gelerek oyunculuklarını en harika biçimde sergilemeye and içtikleri 2006 yapımı bir film "candy".
bağımlı bir çiftin ilişkilerinin aldığı yolu üç bölüm halinde ele alıyor film: heaven, earth, hell.
yaşadıkları aşkın güzelliğinden etkilenirken bir yandan da yaşayacakları felaketleri hissetmenin ve beklemenin gerginliği var daima.
bu aralar izlediğim pek çok filmi sık sık durdurup sağa sola baktığım bir dönemdeyken bu film başından sonuna kadar izlettirdi kendini.
imdb'de 7.2 alması boşuna değil. her ne kadar pek çok yerinde size requiem for a dream'i hatırlatacak olsa da birbirlerinden oldukça farklı bir atmosfer sergiliyorlar.
izlenesi, şiddetle.

"more is never enough"

Apr 3, 2010

na(aaaaa)ys!

sizleri inovatif işleri derleyip yayınlayarak kreatif çakralarınızı açan (tüm anahtar kelimeleri kullandım değil mi, aman diyeyim!) site ve bloglarla tanıştırmayı kendine görev edinmiş müzmin postçunuz miss piggy'den bir haftada 2. adres geliyor!
...DımTısDımTısDımTısTıpTıTıs...
evet, hangimiz baharın gelmesiyle çimenliklerde yuvarlanmak, nedense doğayla haşır neşir olmak, alkolle muhabbetle kavrulmak isterken odamıza tıkılıp kariyer peşinde koşturmaya mecbur bırakılmadık?
sorarım, hangimiz içimizde kaynamaya başlayan muzurluk peşindeki dürtünün altını kapatıp o artık daraltan odalarımızda bilgisayarlarımızı ödev yapmak için açmadık?
a dostlar cevap verin, hangimiz açılan monitörde "sadece maillerime bi bakıcam" diye sayfayı açıp adeta dışarıda yapamadığımızın hıncını alırcasına sayfadan sayfaya sekerek gözlerimizi şenlendirmedik, beynimize masaj yapmadık?
siz yapmasanız da (ki kimi yiyorsunuz kuzum!) kulunuz köpeğiniz, gece koynunuza aldığınız teddy bear'ınız miss piggy bunların hepsini her gün yapıyor kendini alamamacasına. sırf sizlere yeni adresler tarif edebilmek için(!) tüm ara ve çıkmaz sokaklarını, tali yollarını arşınlıyor internet aleminin.
"çıtayı yükseltmek bizim işimizdir" demiştik yola çıkarken (dememiş miydik, ayıp olmuş). bir önceki adresin tadına doyamayanlar, durup durup tıklıyorum artık ezberledim diyen siz faniler için (eminim öyle bir kesim var hah) işte sıradaki istikamet:
bu adres başımızdan eksik olmasın bize bahşettiği yüzlerce isim ve site direktifiyle, efendime söyliyim, siz deyin art ben diyim design siz deyin music ben diyim photography, azıcık kasarsa uçak mühendisliğine bile değinecek olan maşallah pırlanta gibi bir site. gidin, gezin, tozun, kültürlenin mantarlarım!
bu arada daha ilk sayfada şu an 7. sırada olan tanıtıma zat-ı muhterem tikatlerinizi çekmek istiyorum! bu sitede memleketten bir isim görebilebiliyoruz yağni artık türkiye de ab'li sayılır, çalsın sazlar oynasın efeler, hiho hiho hoha ho...
eh bu post da miyadını doldurdu, lafı eğip bükmeye ne hacet! (biriniz çocuğuna hacet ismini koysun be hatrıma)
sitedeki isimlere iyi çalışın pop-quiz yapabilitem var.
nanik.

Mar 30, 2010

growing trees

HELLO
"incomplete manifesto for growth"
x
http://www.brucemaudesign.com/#112942

yayınlaması benden uygulaması sizden,
haydi göreyim sizleri aslan parçalarım!

Mar 28, 2010

haberler.

bunlar nasıl ithamlar hanıımm hanıımmm!
gelişmelerden haberdar olman için..
madde 1. burada havalar kendini kaybetti adeta. 1 hafta boyunca güneşin bağrında bronz bronz gezdik lakin gel gör ki an itibariyle fırtına ve yağmur dışarda bizi beklemekte.
madde 2. algida yeni dondurmalar çıkardı: cornet'ten böğürtlen şöleni (olsa gerek) magnumdan da karamele doygun Gold model aramıza katıldı.
madde 3. ben de freud okuyorum bu aralar, ayağını denk al.
madde 4. kepli fotoğraf çektirme sezonu açıldı.
madde 5. artık bizim ülkemizde de kontor yerine kuruş hesabı olacakmış.
madde 6. ankara etkinlikten etkinliğe yelken açma peşinde. nisan ayında paramızı hangi konsere, tiyatroya ya da içkili eğlenceye ayıracağımızı şaşırdık. gönül ister ki hepsine gidebilelim fakat gönülü takan yok.
madde 7. hala bekarız..
madde 8. acaip acaip fotoğraflar çekiyoruz. bir de nostalji albümleri yapar olduk malum mezun olacağımızdan ötürü depresyondayız.
madde 9. kaan tangöze ve seçkin piriler köy düğünü ile sosyete birleştirdikleri bir törenle dünya evine girdi.
madde 10. kurban yeni-den albüm çıkardı.
madde 11. dansta puppin' öğreniyoruz.
madde 12. burçak bıyıklarını aldırdı!!
madde 13. siyaset gene kötü, bu ülkenin sonu ne olacak kim bilir.
madde 14. ankara film festivali sona erdi.
madde 15. otobüsler yine ikarus oldu kampusumuze şen-lik geldi.
madde 16. profest etkinliği adı altında acaip tipler geliyor kampuse. jay jay johanson,sepultura, katatonia,hayko cepkin,kül,pinup,tnk..
madde 17. hala birçoğumuzun (yok ya çoğumuzun) gelecek ile ilgili bir planı yok. yattıışş!
madde 18. kampuste yıkılmış kaldırımlar, sökülmüş yollar, yeni yapılan binalar gırla. bizim fakültelerin önü çamur batağı haline geldi. bataçıka gidiyoruz ders aşkımızla!
madde 19 ** seni çok özledik.

Mar 25, 2010

sevgili lulu ve miss piggy,
 beni türkiye'de ve sizdeki gelişmelerden haberdar edene kadar greve giriyorum.
aksi takdirde bu son postumdur.
sevgilerle..


yaratıcıyım, var mı?

Mar 21, 2010


elimde bu küçük gökkuşağını tutarken, içimden şunlar geçti;

sizinle, yazın ceila'da, denizin üzerinde, trambolinde elele zıplamayı özledim.
hiçbiriniz benim iceberg'e tırmandığımı görememiş olsanızda, bana inanıyor olmanızı özledim.
-kesnlikle tırmandım, tanrı şahidimdir ki-
bu yaz yeniden en tepeye çıkacağım ve belgeleteceğim.
-rüzgar benimle olsun-
sizinle uno oynayacak yer bulamamayı özledim.
miss piggy'nin denizden korkmasını, bayan lulu'nun göbeğindeki balıkları özledim.

sizinle yazı özledim.
denizi, güneşi, beyin eriten sıcağı, ceila'nın en saçma playlistlerini bile özledim.

Mar 14, 2010

ne demiştik?
"threesome, bir yaşam tarzıdır."







threesome kalınız,
bizden ayrılmayınız.
xxx

ps: lütfen, erkekler incikli, boncuklu takılar takmayınız,
bileği saran pantolonlar giymeyiniz.

Mar 13, 2010

sayın dugu!

seni yokluğunda türkiyedeki gelişmelerden haberdar edeceğime dair verdiğim sözü tutuyor ve her zamanki miss piggy hizmet kalitesiyle son gelişmeleri bildirmekten kıvanç duyuyorum: işte eti browni lezzetleri arasına yeni katılan taze kan, genç bünye, çocuk üye browni intense (ta Ta ta TAaAaaa)


üstelik tamı tamına %40 çikolata içeriyor. sen orada junk food'un kralını yerken biz de bu garibanlarla avunuyoruz. evet, kayda değer başka gelişme olursa yine sana bağlanacağız. şimdilik böyle pek intense gelişmeler var sadece.

şşşşt bak bi! çekinme söyle yollayalım sana yurttan tatlar, sucuk kaymak bal pekmez pestil falan... bilirim canın her gece çekeyazar nihhahah

kırmızı yanaklarını özlediğim.

Mar 8, 2010

tuvalet kağıdı.vol 2.

birkaç dakika öncesinde,tuvalete girmem sonrasında hüzünlü bakışlarımı yönelterek çekip aldım tuvalet kağıdının son kalan parçalarını.
evet sevgili dostlar, gene bana hüsran gene bana hasret var, yine bana biten tuvalet kağıdı, eyvah!

Mar 7, 2010

bakınız.

bilmeyenlere: fuckyouverymuch.dk
fotoğraflar bakılası. hem de ilginç bir proje ürünü bir site.
*ecü'nün de bir fotoğrafı yayınlanmakta.

tuvalet kağıdı.

ha yazdım ha yazıcam acaba yazmalı mı derken artık bugün başıma gelen +1'in nihayetinde yazmaya karar verdim. efenim demem odur ki şu isim olayından sonra başıma periodik olarak gelen bir diğer olayda "tuvalet kağıdının sonuna tanıklık etmek" idir.

evde, yurt odamda, ve artık bilimum bütün arkadaş evleri ve kafelerde!

geçen haftayı özetlersek; pel'in odasında tuvalete girdiğimde son kalan tuvalet kağıdını ben kullandım ve bizimkilere de "yahu gene en sonu bana denk geldi" diyerek dertlendim. sonra kendi odama geçip tuvaleti kullanmaya yeltendiğim vakit yine ve yeniden tuvalet kağıdının en sonunu kullanan ben oldum!sonrasında danstan önce gittiğim tuvalet! ve en son bugün de oturduğumuz kafenin tuvaletinde aynı hezimeti yaşadım!
bu ne olm! ben tuvalete girince kuruyor ortam adeta!
neyse ki biten tuvalet kağıtlarına denk gelmiyorum.hadi hayırlısı.

Mar 2, 2010

zorla sosyallik olmaz!

Feb 28, 2010

sanatçı tanıtımı

Eveeet, bugün çok ünlü bir sanatçıyı önereceğim sizlere! Buraya tıkla! yarak kendisine ulaşabilir, astronomik fiyatlara işlerini satın alabilir, sanatçıyı poh pohlayabilirsiniz. aman dikkat görsel şenliklerden dolayı zehirlenmeyesiniz.

iyi seyirler

Feb 24, 2010



alın size memleketimizdeki genç tasarımcı, fotoşipşakçı, stilci, müzikçi röportajlarını, yarışma ve sergi duyurularını derleyen "naaaays" dediğim bir online dergi:

her şey herkes iyi hoş da bu visual arts olayı biraz fazla üstüne abanılan bi alan oldu sanki. işler de, işlerin duyurulmasını sağlayan böyle siteler de bi yerden sonra ağızda yapay bir tat bırakabiliyor. ne bileyim, bir şeyler sentetikleşiyor gibi. daha çok konuşup yorum yapmicam, çünkü etraflıca düşünmedim. sadece duygusal olarak özetledim niahah. bu dönem philosophy of art dersi alıyorum, dönem sonunda konuşalım :blink:

whatever works.



bu woody allen denilen adamın dünyaya baktığı o gözler, o anlayış her seferinde olduğu gibi bu
filminde de beni sarsmayı başardı.

insan evladının nelere meyilli olabileceğini, neleri tolere edebileceğini, gereksiz yere bastırdığı duygularını, genel kanılara göre şekillendirdiği hayatın gereksizliğini ve değişimin ne kadar da basit olabileceğini - ve gerekliliğini - ve nicelerini kendine has tarzıyla gene çok başarılı bir şekilde anlatabilmiş.
işte filmden bir diyalog:

melody - üzgünsün biliyorum. anlamanı beklemiyorum. nasıl anlayabilirsin ki?
boris - inan bana, eğer kuantum fiziğini anlayabiliyorsam, düşük zekalı bir sopa çeviricisinin düşünce tarzını da anlayabilirim.

ve son nokta: "but on the whole, i'm sorry to say, we're a failed species"

ben hayran kaldım ya siz?


* ayrıca filmdeki Randy karakterindeki Henry Cavill!of of!

Feb 22, 2010

bana bunlarla gel*

*lox (tunalı) makarnalı sebze tabağı, waffle

*schlotzky's (cepa) newyork cheesecake

*bahçemiz (tunalı) burası biraz pahalı ama yemekleri ve ortamı baya güzel

*cookshop (gordion) ortamı çok güzel yemekleri lezzetli sunumları pek hoş

*quick china (park caddesinin girişinde) eğer çin mutfağı seviyorsanız bir numara

*roka (bahçeli) balıkçıdan sağa dönünce bilimum yeşillik köz sarımsak ve dürümler için




ankarada sevdiğim yemek yeme yerleri
hele birde marshmallow ve arkadaşlar olunca
tadından yenmiyor.

Feb 19, 2010

bayıldım yahu!

tıklayınız! pişman olmayacaksınız! nihahaha:D

ha birde bu hoşuma gitti daha çok daha çok diyorsanız:

                      wefindwildness

severek izliyorum ben şahsen.

Feb 18, 2010

herkes duysun! mağdurum ben!

bu bana yapılmamalıydı. lisede bu kadar popüler olan, üniversitede fena sayılmayacak birine bu yapılmamalıydı. heey facebook'ta 503 arkadaşım var benim!!

yeniden söylüyorum bu bana yapılmamalıydı!

olay şöle vuku buldu: şimdi ben bir exchange öğrenci olarak ilk gün studyo'ya gittim. sonrasında bana masa falan ayarlandı. iki ayrı ama aynı içerikli studyodan şansıma soğuk olanda masam tahsis edildi. bende bir hafta sonunda, soğuk studyoda yapamayacağıma kanaat getirip diğer studyodaki kızlara gidip durumumu izah ettim. onlarda "oh no, come come, very welcome, of course u can move here" gibi kelime öbeklerini bol ingiliz aksanlarıyla bana sıcak atolyede yer ayarladılar. yeni masamın yeni sandalyesine otuduğumda yanaklarım kızarmış, keyfim yerine gelmişti. sonunda kavuştuğum iç huzurla odama geri döndüm. hafta sonunu bu mutlulukla, içimde güller aça aça geçirdim.

ama o da ne?? pazartesi bir de gittim ne table kalmış ne de chair!! "ow what the hell is going on? bloody hell" dedim içimden. ama olanı biteni sorabileceğim bi allahın kulu yoktu o sözde "sıcak" studyoda. bende bir hışımla eşyalarımı alıp diğer soğuk studyoya döndüm. ordaki herkes döndüğüme sevindi. ama bu bloody hell sinirimi geçirmedi.

şimdi soğuk studyo eskisi kadar soğuk değil sanırım. ama bu bana yapılmamalıydı.
mağdurum ben!

Feb 17, 2010

hoşlanma.


sizi bilemem lakin bendeniz hoşlanma moduma geçtiğim an itibariyle ilginç bir yaratığa dönüştüğüme inanıyorum.

ilk olarak hoşlandığım adamın da benden hoşlanıyor olma potansiyelini en az yüzdede düşünerek kendi kendimi dibe vurduruyorum. bunun sonucunda o adamın suratına dahi bakamaz oluyorum ki bu da genellikle karşı tarafa duygularını belli edip onu etkilemek adına yapılması ön koşul olan gözlerin içine direk bakış koşulundan sonsuza kadar uzaklaşmış oluyorum.

ikinci olarak konuşmama durumu var. beğeniyorsam sizi yandınız zira çekinerek yerlerde sürünme moduna girmişimdir ve sizinle rahat rahat içimden geldiğince konuşamam. mutlaka suspusumdur ki normalde deli dolu hallerime zıt olan bu mod beni size karşı çok farklı bir yaratık olarak tanıtır. ay bi' gıcık olurum, sizden hoşlandığımı anlayacaksınız diye de ödüm kopar adeta, öyle mal mal başka taraflara bakarım, telefonda başkalarıyla konuşurum, sizin olduğunuz odada çok duramam içim sıkılır kaçarım. hep kötü kısmından düşlerim ki sonradan hayal kırıklığım daha az olsun diye umarım.

amma velakin eğer siz de benimle ilgilendiyseniz, durum gene değişmez! bu sefer de sizden ilgi beklerim, msn'e girerim ama sizinle konuşmam siz konuşun isterim. sizi görünce hemen selam veremem siz merak edip yanıma gelin isterim. her şey sizden gelsin isterim, biraz biraz sömürürüm ama bu moddayken de sizden uzak olacağım için siz de benim bir şey hissetmediğimi düşünebilirsiniz. sonra bir zaman gelir sizden iyi bir yüz bulursam da peşinizi bırakmam, töbe bir yere kıpırdamam.

ne pis bi' kadınım lan ben. bu ilgi görme manyaklığım beni öldürür, çekine çekine bir haller olurum, karşımdakine soğuk soğuk bakarım, sonra da sinir krizlerinin eşiğinde beklerim artık.


*tabii ki bu durum bir yerde görüp beğendiğim ve yeni tanıştığım insanlara yöneliktir genellikle. yoksa eğer ki uzun süredir hayatımdaysanız ve beni sevdiğinizi hissettirirseniz kedi gibi olurum yanınızda, kaymak gibi kayarım ağızda, tiryakilik yaratırım falan. HAHAHAH. yok bu da olmadı sanırım, evet, açıklanması zor kadınım.
-
-
- fotoğraf: steven klein

Feb 16, 2010

orange county



evet, aramızdan bazıları benim "the OC"ye düşkünlüğümü bilir .
çünkü kendisinin hayatımda gerçekten önemli bir yeri vardır.

oc'yi ilk izlediğim anı çok iyi hatırlıyorum.
lara'daki evdeydim, lise 1'in ilk haftasıydı.
kafam rahattı.
cnbc-e en sevdiğim kanaldı.
ve O'da ne!
"the OC"
cuma akşamları saat 20:00'da yayınlanan bu dizi
cuma gecesi 00:00'da
cumartesi 05:00'da
ve yine cumartesi 13:00'da tekrar ediyordu.
ve ben hiç birini kaçırmıyor, ağzım açık izliyordum.
galiba dawson's creek'ten sonra ilk defa bir diziye çarpılmıştım.
ve bu sefer lisedeydim.

çocuğum olunca kesinlikle ona the OC izleticeğim.

bu kültürü oda tatmalı.
müzik zevkimin şekillendiği o çağlarda iyiki bu diziye denk gelmişim
ve dönemin abidik gubidik şarkılarını değil,
death cab for cutie,
kaiser chiefs,
youth group,
the killers,
beck,
stars
jet,
gibi
mükemmel grupların müziklerini beynime kazıma şansı bulmuşum.

tabi bir de brody var.
ama köprünün altından çok sular aktı..


californiaa, californiaa
here we come!

Feb 12, 2010

forever young, i wanna be forever young with u

wuhuuw,
ilk postum!!
acikcasi biraz heyecanlandim!!

suan okulun mac odasindan yaziyorum size. oncelikle bu blogu acan kadina tesekkur ederim. benim yapmam gereken bir seydi ama iste hayat. iyi ki o yapmis, cok da guzel yapmis!

ve sizinle nasi tanistigimi anlatarak devam etmek istiyorum. yalniz komik olan su ki ikinizlede nasil tanistigimizi hatirlamiyorum sadece tahmin edebiliyorum.

-BALAK ile kesin annelerimiz bir "gunde" bulustugunda karsilasmisizdir. ilk basta biraz cekinmisimdir konusmaya; bunun nedeni gozlerimin gorunmesini engelleyen koca yanaklarim olsa gerek. sonra balak beni bir sekilde acmistir. oyunlar oynanmış, kısırlar yenmiş, kimbilir belki de beni yaramazlığa teşvik etmiş ve ya yanlış söylediğim kelimelerden birini o gün bana söyletebilmiştir.  (örnek: tufalet)

sonraları aynı mahallede oturduğumuz için ahbaplığımız ilerlemiş, açık hava oyunları oynamalar, beni kendi apartman bahçe sınırından bisikletle kaçırmalar, iki apartman ötede babama yakalanmalar ve  arabayla eve dönmeler gibi aktivitelere de adımız karışmıştır. balak, mahallenin kızlarıyla spice girls gösterisi yaparken ben biriktirdiğim paralarla aldığım, japon balığım poşetin içinde gösteriyi izlemiş ve çok beğenmişimdir. böyle böyle beraber büyümüş, büyüdükçe yaşananlar olaylar, problemler, aşklar, sevinçler de katlanarak artmıştır.

sonra ben mahalleden ayrılmış, antalya'nın diğer ucuna, batı yakasına taşındım. ama evden çıkmak istemeyen ergen bünyeme rağmen bir şekilde görüştük, sevgili balakla.

tarih 2010.. hala hayatımda balak. heran gülümsüyor. kafamızda binbir türlü soru işaretleri olsada, bi' araya gelince unutuyoruz onları. amaaan diyoruz. galiba bu bize annelerimizden geçen genetik miras. ne diyim hep kötüsünü alacak değiliz ya! iyiki de geçmiş!

-ARICAN ile tanışmamızı hatırlamam gerek esasında.yaşımız büyüktü. çünkü bizi balak tanıştırmıştı. ama galiba ilk görüşte aşk olmamlı ki aklım başımdan uçuvermiş. hiç bi' şey hatırlayamıyorum. arıcan ile çok kısıtlı zamanlarda buluşsakta yaşadıklarımız o kadar dolu doludur ki kendisiyle sanki hep beraberimmiş hissi yaratır.

o benim kadınımdır. yer yatağı eşimdir. yaratıcılığına özenilesi muhteşem bi' oluşumdur. kendisi tadından yenmez!

arıcanla az zamanlarda çok şeyler paylaşmış, paylaşamadığımız yerlerde hemen araya balak girmiş ve olandan bitenden beni haberdar etmiştir. böylelikle somut olarak arıcan'ın hayatında olmasam bile aşklarına, sevincine, (her zaman hiç olmamasını dilesem de hayat..) üzüntüsüne ortak olmuşumdur.


özetle balak, arıcan derken bu muhteşem insanlar listesi kılınç, çelikten,.. diye katlanarak artmıştır. hepsi hayatıma neşe ve daha çok kahkaha getirmiştir. çelikten'den büyük gülmeyi, kılınç'tan mandal olmayı öğrenmişimdir. hep beraber olmamız dileğiyle!

pek bi dram oldu ilk postum, biliyorum. galiba uzakta olmanın ve satellite heart dinlemenin sakıncaları bunlar.
her neyse ilk postum threesome'a hayırlı uğurlu olsun!

ismim.

şimdi burda son dönemlerde başıma gelen bir kaç durumdan söz etmek istiyorum.
durumlar ismimle ilgili.
malesefki arada bir unutuyorum kendisini!
mesela geçen vize döneminde sınav kağıdına adımı "gülçin" olarak yazmam.
final döneminde ise bir sınavda imza kağıdına benden önce imza atmış arkadaşım esra'nın adını okuyup kendi adımı yazarken tekrar esra yazmam.
ispanyolca dersinde dillere pelesenk olan "yo me llamo burçak" şarkımızın etkisiyle hoca bana adımı sorduğunda istemsizce "yo me llamo bu... ayh.. g....." diyerek herkesi şaşırtmam.
son bombalardan birisi de geçen gün yeni bir insanla tanışma merasimi sırasında, benden önce davranıp "merhaba ben burçak!" diyen burçak'tan sonra elimi uzatarak "merhaba ben burçak!" demem ve bunun yanlış birşey olduğunun ayırdına da 2 sn sonra anca aymam! tabii atılan kahkaların ve karşımdaki insanın garipsemiş yüz ifadesinin yardımıyla.
adımı sevmiyor değilim zira geçenlerde evdeyken, apartman sakinlerimizden bir teyzenin beni görüp de "aaaa okşan sen ne zaman geldin ankara'dan?" demesiyle adımın bir anda okşan olduğunu düşündüm ve orda daha da bir sevdim kendisini.
okşan ne lan?!

Feb 11, 2010

!f istanbul ank. ayağı ve biz

sayın lulu,
sizi geleneksel festival oyunumuza davet ediyorum:
linke tıklayınız: http://www.ifankara.com/tr/Program/Calendar
programa bakınız ve seçimlerinizi yapınız.
ben de eş zamanlı olarak seçimlerimi yapıyor olacağım.
kesişen kümelerimizi bulalım, biletlerimizi alalım, ank.daki nadide festival seçeneklerinden birini kaçırmayalım derim ben.

*sana gelince sayın dugu, wish u were here darling.

may the 'courage' be with us, ladies

yeni bir dönem yeni kararlar geyiğine ben de bi karar aldım:
kendimden cesur hareketler bekliyorum artık.
hepinizi beklerim refakatime, ne de olsa cesaret karşılıklı sergilenince level atlayan bişiy.
tüm muhtemel etiketleri, konuşmaları, yanlış anlaşılmaları hesaplamayı bırakıp yani süzgeçlerin kapaklarını açıp aklıma geleni söylemeye, söylediklerimi de yapmaya karar verdim. başladım bile. bakalım ne kadar sürecek.
birazcık delirmeden akıllı kalamayacağımı ve istediklerimi de yaşayamayacağımı anladım da ondan nihah

*bi de bgn futbol maçı izledim ya ben yıllar sonra ve dedim ki bu futbolcular kadar kro başka sporcu grubu var mıdır acaba...

jay z feat. pharrell - excuse me.

http://www.youtube.com/watch?v=tnDh0JhmaFw&feature=channel

işte hayal ettiğim sevgili tipi. helikopterle geziler, özel uçağında turlamalar, lüks arabaları bana hibe etmeler, elmas yüzükler, villada hizmetçili hayatlar, oh!

böyle olsun be.
kolay olsun.
rahat olsun.
r&b olsun.
HAHAHA.


*ayrıca pharrell bana gelsin.

Feb 10, 2010

tebrikler..

kukimin üstün uğraşları sonucu hayal ettiğimiz blog da açılmış olmuş.
ne tarz geyikler, dedikodular, şikayetler ve saçmalamalar içerir bilinmez ama şimdiden herkese hayırlı olsun demek istiyorum.
şahit olduklarımız, mağdur hallerimiz, geyiklerimiz, dedikodularımız, haberlerimiz, beğendiklerimiz vesairelerimiz. bunları burada hunharca ifşa edeceğiz.
ve tabi ki 3(üç)ten şaşmayacağız.
ladies,
let the madness begin!

*sayın dugu, 'erasmus, ben kaçar' diyerek izini kaybettirdiğin için şu blogu açmayı savsaklamanın cezasını yurda döndüğünde alacaksın! postlarınla ve ingiltere anılarınla burayı sık sık taciz et ki cezanı hafifletici sebeplerimiz olsun honey bunny.